ZAMAN ZAMAN
Biz o yolculuğa çıktığımızda her şeyin böyle ürkütücü olacağını bilemezdik. Biz umut üstüne umut yüklemiştik yola vurmuştuk kendimizi. Biz mutlu olmayı denedik çoğu zaman. Çoğu zaman yokluklarla yaşadık ve anladık ki yoklukla da yaşayabiliyormuş insan. Bir de görünce hiç yokla yaşayanları yokluğumuzdan bile utanır olduk. Evimiz bir yuvaydı önce sonra koccaman oldu, koccaman bir eve dönüştü yuva. Eşya olmayınca koccaman ev mağaradan farksızlaşıyordu. Yine de sevdik biz o koccaman evi. Pencereden bakarken bahçesine bir yerlerin, içeri giren dışarı çıkan bir sürü insan görürdük. Biz onları da severdik. Kimin kızı, kimin oğlu olduğunu düşünmeden sarılırdık onlara. Biz severek baktık onların gözlerine. Filizlenmeye çalışan bir çalı gibiyidiler. Yeşerdiler de… yeşerenleri de gördü bu gözler sevindik. Sevincimiz çayırlarda hopladı atladı zıpladı. Nehir kıyısında otururken oyunlarımıza oyun kattık da eğlendik uzun zaman. Zaman meğer ne de hızlıydı. Meğer zaman ne de telaşlıydı, anlamadık, anlayamadık. Şimdi o uzak iklimlere özlem beslemekten başka bir şey gelmez elimizden. Ne o zamanlara dönebilir, ne o zamanları yakalayabiliriz tekrardan. Biten bitmiştir hesabı fotoğrafları albümlere, anıları yüreğimize yerleştirdik. Ve ileriye bakmayı denedik, yeni özlenecekler yaşamak için.
Bir fasulyenin hayalini kurduk bazen. Bazen bir çilek canlandı, özledik çilek kokusunu. Herkesin özlediği şeyler vardı, özlemek insana verilen en güzel şeydi belki, özledik biz de. Dostlarımızı, annemizi, kardeşimizi, evimizi, çalımızı, penceremizi… özlemek güzeldi, özlemek zordu, özlemek hayatın üstüne çöreklendi mi umudu çalıyordu.
Direndik yine de. Bir yolumuz vardı, ne olduğumuzu biliyorduk, kim olduğumuzu biliyorduk, sonsuz olduğumuzu biliyorduk… ya bilmeyenler, onlar nasıl yaşıyordu! Anlamaya çalışıyorduk. Ve bir fasulyenin hayalini kurmaktan vazgeçtik, bir çilek kokusunun geçiciliğini farkediverdik. Artık özlemek hayata tat veren bir süstü. Daha sonraki zamanlarda bunu, her nerede olursa olsun insanın özleyecek bir şey mutlaka bulacağını, bulmak zorunda olduğunu çok net gördük. Bu böyleydi, değiştiremezdik. Bir fasulyeye kavuştuğumuzda çöl rengini özlemeye başladık. Çileğin kokusunu alınca, tadına varınca çayırların kokusunu özlemeye başladık. Özlediklerimize kavuştuğumuz an yeni özlemlerin doğduğunu hissettik. Bu gerçekti, gerçekleri görmezden gelemezdik.
Şimdi ‘ya ölünce, insan dünyayı özler mi’ diye düşünüyorum. ‘Fırsatı olur mu özlemeye, hatırlar mı insan özlemek gibi bir duyguyu. Keşke, keşke özlemeyecek kadar iyi hazırlayabilsem yerimi, keşke!’
kaderi değiştiremez insan
neden
öldük ve de yaşadıklarımızı mı seyrediyoruz ekrandan
bu yüzden mi kaderi bilir yaradan
ya dua nasıl değiştirir her şeyi madem
kaderini kendi çizer insan
neden
bu yüzden mi sorumludur yaptıklarından
ya peygambere nasıl gösterildi gelecek zaman
ekranda mıydı bütün olan biten
ya bundan mı insan
yaşadım daha önce sanır zaman zaman


Gayet güzel